İçeriğe Atla Menüye Atla

Hugo Boss, İzmir'deki tesislerini 'Takım Elbise Makinesi'ne dönüştürecek 11 Temmuz 2017

Hugo Boss'un Türkiye'deki Genel Müdürü Joachim Hensch, "Endüstri 4.0 temposu daha önceki sanayi devrimlerine göre çok daha farklı" diyor. İzmir tesislerini bu temponun önüne çekerek Türkiye'de 'kalacaklar'… Hedef; tesislerinin dijital ortamda ikizini yaratmak.

Dikiş makinesi denince aklımıza aşağı yukarı aynı görüntü geliyor. Peki; Takım Elbise Makinesi... Hugo Boss Tekstil Endüstrisi Limited Genel Müdürü Joachim Hensch, neredeyse 4 bin kişi ile İzmir'de üretim yaptıkları tesislerinin bir 'Takım Elbise Makinesi' olacağını söylüyor. Fabrikanın tümünü makine haline getirecek bu sistem; dijitalleşme, otomasyon ve robotik, en nihayetinde de yapay zekadan oluşuyor. Böylece tekstil alanında Endüstri 4.0'ı hayata geçirmiş olacaklar. Hensch, bu sözcükleri sadece 'moda' olsun diye söylemiyor! Çoktan dijitalleşme sürecini gerçekleştirmiş, otomasyon ve robotik aşamasına geçmişler. Önümüzdeki sene yapay zeka ile karar verir hale gelecekler. 2020'de ise çoktan fabrikaları bir 'Takım Elbise Makinesi' haline gelecek.

2018'in hedefi yapay zeka olacak

Endüstri 4.0 yolculuğuna 2015'te başladık. Daha uzun bir yol haritamız var. Öncelikle mümkün olan her şeyi dijitalleştirdik. Buna da geçen yıl başladık. İlginç olarak önce insandan başladık. Tipik olarak önce makinelerden başlanır. Oysa insanlarla iletişim kurmak makinelerle bağlantı kurmaktan çok daha kolay. Bu yıl da otomasyon ve robotik üzerine çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl TeknoLab adını verdiğimiz laboratuvarımızı kurduk. Son iki yıl içinde bilişim teknolojisi eleman sayımızı da iki katına çıkardık. İlk başladığımızda yaklaşık 13 kişi vardı şimdi 30 arkadaşlar. Bu bölümde otomasyon ve robot kullanımı konularında prototipler üretiyoruz, dünyanın en büyük robot şirketleri ile işbirliği, üniversitelerle Ar-Ge yapıyoruz. Bunu başardığımız zaman 2018'in hedefi yapay zeka olacak. Biraz zaman alacak çünkü analiz edecek tonlarca verimiz olacak. Bundan sonra özel ürünler için özel hatlardan bahsetmeyeceğiz. Mesela kadın giyimde kapasite sorunumuz oldu diyelim, erkek giyimindeki birisini oraya aktaracağız. Makinelerle, ürünlerle ve kaynaklarla çalışmak ve zamanlama şu anki sistemle idare edilebilecek gibi değil. Yönetici olarak kadın giyim kısmında ne olduğunu bilemem. Ama yapay zekayı başardığımız zaman sistem diyecek ki, 'Yarın burada çalışanlardan 20 kişi 14:00-17:00 saatleri arasında şurada çalışacaklar, çünkü orada onlara daha çok ihtiyaç var'.

Piyasaya yakın olmak için burada kalmalıyız

Bu sistem ucuz değil. İlk etapta 7 haneli euro yatırımımız oldu. Ama hesaplarımız bunun yapılmaya değer olduğunu gösterdi. Fabrikamızı İzmir'de tutmak istediğimiz zaman, mesele yalnızca masraflarla baş etmek olmuyor. Öyle düşünsek muhtemelen diğerleri gibi biz de taşınırdık. Başka meselemiz var. Piyasaya çıkma zamanı çok büyük bir sorun haline gelecek. 10 yıl önce bir şey sipariş ettiğimde 7 gün beklerdim. Sonra bu 3 güne düştü. Şimdilerde Amazon'un online dükkanından bir şey sipariş ettiğinizde neredeyse bir saat bekliyorsunuz. Moda hep şu anla ilgilidir. Geçmişte ya da gelecekte olacakla hiçbir ilgisi yoktur. Piyasaya yakın olmak istiyorsak, burada kalmamız lazım. Şimdilerde insanlar perakende dükkanlarında sihirli ayna gibi dijitalleşmelerden bahsediyor. Biz perakendeye yatırım yapıyoruz. Bana göre dijital olan bir zincire ihtiyacımız var. Moda endüstrisinin bu yöne gideceğine inanıyorum.

Ucuz ülkeye taşınma kervanı tersine dönüyor

Sektörümüzde temel soru şu: 'Kalmalı mıyım, yoksa gitmeli mi'. Çünkü endüstrimiz hareket halinde olan bir kervan gibi. 30 yıldan fazladır bu sektördeyim. Batı Avrupa markaları, Almanya ve İtalya'dan Doğu Avrupa'ya ve daha ilerisine doğru taşındılar. Hatta Ukrayna'ya ve daha ilerilere, Hindistan'a, Çin'e taşındık. Çin fazla pahalı gelince insanlar Malezya'ya doğru gerilemeye başladı. Şimdi de geri dönmeye başladılar. Sektörümüzde taşınma kolay. Bir araba fabrikası gibi değil. Onun için fabrikalar son 10 yılda oradan oraya taşındı. Bunun yanlış bir yol olduğuna inanıyoruz. Her zaman daha ucuz bir ülke bulunuyor ama onun da sonu geliyor. Çünkü aslında piyasa değişiyor, müşteri talepleri değişiyor. Sektörümüzde 3D baskı konuşuluyor. Sizi tarayıcı ile tarıyorlar ve kıyafeti dükkanda yapıyorlar. Yani hem üretim hem de satış aynı yerde, bu olağanüstü. 'Haydi işimizi bir sonraki en ucuz ülkeye taşıyalım. En ucuz ülke hangisi? Etiyopya' demekten tamamen farklı bir bakış açısı. Onun için bir ben de Silikon Vadisi'nde bu tamamen farklı düşünen insanları ziyaret edeceğim. İnsanlar eski zihniyeti sürdürüyorlar ama bununla baş edemezler. Bir on yıl önce sektörümüzde robotik, otomasyon ve dijitalleşmeyi düşünmek bile imkansızdı. Çünkü çok pahalıydı. Çok yakında 5 bin dolara satılan robotlar görmeye başlayacağız. Bu da üretime bakış açımızı değiştiriyor. 5-10 yıl öncesini düşünün, sonra da 50 yıl öncesini... Bunun bilim kurgu senaryosu olmadığını biliyoruz. Amazon'a bakın. Daha yeni Whole Foods'u aldılar. Şimdi tuğla ve harç sektörüne girmeye çalışıyorlar. Londra'daki Avrupa'daki en büyük moda fotoğraf stüdyosuna sahipler. Bu insanlar tamamen farklılar ve şu an piyasadaki asıl oyuncular onlar.

Hocus Focus: Artırılmış gerçeklikle yansıyan kalıp

Ayrıca öğrendik ki fabrikamızın hacminin yalnızca küçük bir bölümünü kullanıyoruz. Gerisi hava. Başımızı kaldırıp baktığımızda büyük bir boşluk görüyoruz. Biz de bütün bir fabrikayı makine haline getirecek yeni bir konsept düşündük. Teknoloji, insanlar ve mekanın bir kombinasyonu... Buna 3D mekan planlama diyoruz. Drone kullanıp taşıma sistemleri kullanabiliriz, robotların yukarıda çalışmasını sağlayabiliriz... Mesela yerçekimini bir taşıma sistemi olarak kullanabiliriz. Eşyaları sadece düşmelerini sağlayarak taşımak gibi. Aynı zamanda kağıdı da azaltmak istiyoruz. Bunun için adım attık, Hocus Focus diyoruz. Kağıt kalıptan vazgeçtik. Bir projektörle kalıbı ütü masasına yansıtıyoruz. Hızla istenen bedenlere ayarlanabiliyor. Üstelik bizi 40 bin euroluk kağıt masrafından kurtarıyor. En önemlisi insanlar bununla çalışmayı seviyor. Böylece arttırılmış gerçeklik konusunda da yere basıyoruz. Ara yüzümüz olmayan bir ara yüzümüz olacak. Makineleri konuşarak çalıştırıyoruz. Buna sesli komut diyoruz. Yazmak için durup not almak yok.

Joachim Hensch, DÜNYA Genel Yayın Yönetmeni Hakan Güldağ ve yazarlarımızdan Dr. Rüştü Bozkurt ile birlikte gezdiğimiz fabrikada Hocus Focus'un kullanımını gösterdi. Kağıt kalıpları ortadan kaldıran sistem ütü masasına kalıbın görüntüsünü yansıtıyor.

Hazırgiyim makinelerden ibaret olmayacak

Universal Robots'un yönetim müdürünün güzel bir sözü var 'Makinelere karşı insanlık değil, insanlarla makinelerin birliği'. Elbette bazı işler yok olacak. Farklı, standartize, robotize, otomatize edilmiş işlerimiz olacak ve bu işler artık insanlar tarafından yapılmayacak. Farklı dönemlerde de bazı meslekler yok oldu. Ben çocukken babamın gazeteden kurşun harf dizgicilerinin yaptığı eylemi okuduğunu hatırlıyorum. Ama grev yapsanız da yapmasanız da bilgisayarlar çoktan bu işin yerini almıştı. O meslek yok oldu. Sektörümüzde yalnızca makinelerden ibaret bir gelecek göreceğimizi düşünmüyorum.

Türk kültürü iş dünyasının geleceğine uygun

Hugo Boss'ta dünya çapında on dört bin kişi var. New York'tan Hong Kong'a, Barselona'ya kadar meslektaşlarımı tanıyorum. Büyük bir ağ. Önemli bir gözlemim var: Türk kültürü iş dünyasının geleceğine uygun. İzmir fabrikamızdaki insanlar inanılmaz bir değişim becerisine sahip. Son iki yılda yaptıklarımızı düşündüğümde bu başka kültürlerde pek mümkün olmazdı. 2015'te 'fabrikayı tamamen farklı bir yöne taşıyacağız, bu fabrika nasıl akıllı bir fabrika olur' dediğimde inanılmaz değişime açık kafa yapısı ve uyum gösterme yeteneği gördüm. Sonsuza kadar ağlayıp olduğumuz yerde kalamayız, devam etmeliyiz.